Ramazan, Bayram ve Seçim

Prof.Dr. A. Bülent BALOĞLU
Sosyal İşler ve Din Hizmetleri Müşaviri
 
Nihayet bir Ramazan ayına daha eriştik, bunun için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Bir ay boyunca iftarları, sahurları, teravih namazları, fitre ve zekâtları ve nihayet hatimleri ile diğer on bir aydan farklılık arz eden Ramazan ayını, “on bir ayın Sultanı”nı en iyi bir biçimde idrak etme ve yaşama gayreti içinde olacağız. Zengin iftar sofraları kurarak eş, dost, akraba ve fakirleri davet edeceğiz. Bu ay, müsamaha, sükûnet, güleryüz ve cömertliğimizin arttığı; akraba, dost ve komşularımızla buluşma, kaynaşma ve dayanışmanın icraata döküldüğü bir ay olacak. Bu vesileyle sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
 
Bilindiği üzere, günümüz modern dünyasında, bizi birçok yönden etkileyen bir bireyselleşme süreci yaşıyoruz. Bu bireyselleşme ile daha ziyade kastedilen şey, bireyin toplumdaki hâkim gelenek ve bunun yanında ortak norm ve değerler karşısında daha özgür/bağımsız hale gelmesidir. Onun nazarında söz konusu ortak normların ve değerlerin bağlayıcılığı yoktur. Kendini bağımsız addeden birey artık kimseye hesap verme mecburiyetinde değildir, içinden geldiği gelenek ve kültürün değerlerini yaşama ve yaşatma gibi bir sorumluluk duygusuna da sahip değildir veya en azından bu duygusu körelmiştir. Toplumsal ilişkiler ağı dikkate alındığında, bireyselleşmenin özünde egoizmin yattığını söylemek mümkündür. Egoizmin kucağına düşen bireyin son noktada varacağı yer ise bir yalnızlaşma ve bununla bağlantılı olarak bir yabancılaşmadır. O, belli bir toplumda yaşamakla birlikte “yalnız”dır; belli bir kültür ve geleneğin üyesi olmakla birlikte ona “yabancı”dır. Aslında o, modernliğin hepimize dayattığı, olmamızı istediği bir “yalnız yabancı” tiplemesidir. Söylediğimizi şu şekilde somutlaştırabiliriz: ana-baba, kardeş ve akrabalarıyla aynı muhitte yaşayan ama onların yanına uğramayan; bir apartman dairesinde veya villada yaşayan ama yan komşusunu tanımayan; ekmeğini kendi kazanan ama kimseyle paylaşmayan; belli bir gelenek ve değerler dizisinin hâkim olduğu bir arka plandan gelen ama onlarla bir bilgisi ve hassasiyeti bulunmayan birisidir. Özetle o, modern dünyanın, koskoca modern şehrinin modern bir muhitinde yaşayan “modern bir yalnız yabancı”dır.        
 
Tasvirini yaptığımız bu tablodan modern hayatı kötülediğimiz sonucu anlaşılmasın. Evet, modernlik dediğimiz şey hayat standardımızı yükseltti, bize hızlı ulaşım ve iletişim imkânlarını sundu; toplu hastalıkların azalmasında ve önlenmesinde etkin oldu. Ama onunla özdeş sayılan şehirleşme, bireyselleşme, rasyonalite, teknoloji, endüstrileşme, bürokrasi, kapitalizm, ahlâki değerleri hiçe sayan gözü dönmüş rekabet hırsı vb. unsurlar da bireyi kuşatmış durumdadır. Bu seküler, maddiyatla bezenmiş atmosferde ruhen bunalan bireylere bir nebze olsun nefes aldıracak Ramazan ayını iyi değerlendirmemiz bu bakımdan önemlidir. Bir ay da olsa, onun ruhî, manevî iklimi bütün bir sene bunalan ve yorulan ruhlarımıza bir şifa sunacaktır. Ayrıca Ramazan, elimizdeki nimetlerin kadri kıymetini daha iyi bilmemize, onları bize sunan bir Yüce Yaratıcının varlığının bizim için ne anlam ifade ettiğini daha iyi kavramamıza vesile olacaktır. Yine Ramazan, zaman zaman ihmal ettiğimiz veya görmezlikten geldiğimiz yardımlaşma, dayanışma ve kaynaşma gibi hasletlerin toplumsal barış ve refahın ikamesinde ve devamında ne kadar önemli olduğunu görmemize katkıda bulunacaktır. Bu bakımdan Ramazan, bizim için hem bireysel hem de toplumsal faydaları ve güzellikleri içinde barındıran bir lütuf ayıdır. Biz Müslümanlar ve bütün insanlar için bir hidayet kaynağı olan Kur’an’ın indirildiği bu ayı Allah’ın hoşnut olacağı biçimde değerlendirmeye ve güzelliklerinden azami derece istifade etmeye bakalım. Davranışlarımızı, ilişkilerimizi, kişilik özelliklerimizi yeniden gözden geçirelim. Unutmayalım ki, ikili ilişkilerin sağlıklı yürümesinde sözler de önemlidir, zira “İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür, ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür.”   
 
Bu yazı vesilesiyle bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. İsveç seçimleri yaklaşıyor. Bu toplumda “Biz de varız” diyebilmek için sandığa gitme oranımızı yükseltmemiz kesinlikle zaruridir. Sandığa gitmeyen, bu en tabii demokratik hakkını kullanmayan, “bir oydan ne çıkar” düşüncesiyle evinden çıkıp da oy sandığına gitmeye üşenen bir toplumun demokratik hak ve taleplerde bulunması mümkün olmayacağı gibi, bu ihmalin doğuracağı acı faturalardan yakınma veya sızlanma hakkı da olmayacaktır.
 
Bu yazımızı içinde bulunduğumuz Ramazan ayının ruh ve anlamıyla da örtüştüğüne inandığım bir alıntıyla tamamlamak istiyorum. Ölüm döşeğindeki Hz. Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin’e şu nasihatte bulunur: “Ey oğullarım! Namazınıza dikkat edin; çünkü o, dininizin direğidir. Rabbinizin Beyt'inden uzak durmayın, ıssız kalmasın, hayatta bulunduğunuz sürece onu ziyaret edin. Eğer onu terk edilmiş bir halde bırakırsanız, size rahmet nazarıyla bakılmaz. Ramazan ayına dikkat edin, çünkü o ayda tutulan oruç, Cehennem ateşine karşı bir kalkandır… Zekâtlarınızı vermezlik yapmayın, çünkü zekât, Rabbin öfkesini söndürür… Yoksullara ve düşkünlere yardımcı olun, onları geçiminize ortak edin. Mümin kardeşlerinizle bağlarınızı koparmayın. Birbirinize iyilikte bulunun, birbirinize sırt çevirmekten, aranızdaki ilişkileri koparıp ayrılıklara düşmekten sakının. İyilik ve takva üzere yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah, azabı şiddetli olandır… Sizi Allah'a emanet ediyor, size selam söylüyorum. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.”
 
Son söz olarak; Ramazan ayınızı, Kadir gecenizi ve Mübarek Ramazan bayramınızı tebrik ediyor, sevdiklerinizle birlikte daha nice Ramazan aylarına ve bayram günlerine erişmenizi Allah’tan niyaz ediyor, sağlık ve huzur dolu günler diliyorum. Her şey gönlünüzce olsun… 
Henüz yorum yazılmadı

Yorum Yaz

Sizde yorum yazın...
Adınız
E-posta
Yorum
 
Aktif Ziyaretçi : 4
Dün Tekil : 67
Bugün Tekil : 34
Toplam Tekil : 138223