Norveç Domuz Karikatürü ve Düşündürdükleri

Prof. Dr .Adnan Bülent BALOĞLU
Sosyal İşler ve Din İşleri Müşaviri
 
Geçtiğimiz günlerde, Norveç Polis Güvenlik Servisi (PST)’nin Facebook’daki fan kulübü sayfasında, önünde Latin harfleriyle “Kur’an” yazan bir kitap duran ve üzerinde de Arapça “Muhammed” yazılı bir domuzun resmedildiği bir karikatür, Norveç’in en çok satan gazetelerinden biri olan Dagbladet’te manşetten verildi. Norveç’te meydana gelen ve sadece bu ülkedeki Müslümanları değil, bütün dünya Müslümanlarını derinden üzen ve yaralayan bu üzücü olay, dinimize, Kitabımıza, Peygamberimize ve kutsal mekânlarımıza karşı tarihte sayısız örneğini gördüğümüz sözlü, fiili, yazılı, tasviri saldırıların sadece bir tanesidir; bu ne ilk ne de sonuncu olacaktır. Ortada bir gerçek var ki o da, tarih boyunca İslam’a, onun Kitabına ve Peygamberine yapılan saldırılara rağmen hala İslam ayakta ve hala bugün dünyada en hızlı yayılan dindir.
Bu tespitten sonra, söz konusu son saldırı vesilesiyle birkaç hususu belirtmekte fayda görüyoruz. Öncelikle, Danimarka, Norveç ve İsveç gibi seküler ve laik ülkeler isteseler de istemeseler de Müslümanları ve onların sorunlarını kapılarında bulmuşlardır. Ancak bu durum, onların mevcut hayat ve dünya görüşlerine bir tehdit oluşturmamaktadır. Bu ülkeler, artık kendilerini ve İslam’dan ve onun sorunlarından soyutlayamazlar. Bir din olarak İslam, bu ülkelerin bir gerçekliğidir. Liberalizm, çoğulculuk, hoşgörü, hürriyet vb. temel unsurları rejimlerinin köşe taşları olarak benimseyen bu ülkeler, şayet iddia ettikleri gibi “çağdaş” ve “sosyal devlet” iseler, kendi içindeki azınlıkların da her türlü haklarına, dinsel inançlarına, kutsal simge, obje ve değerlerine hürmet etmek durumundadırlar. Bu hem onların sergiledikleri imajlarının, hem de iç huzurlarının muhafazası için zorunludur.
Bugün çok-dilli/ırklı/kültürlü/dinli bir yapı arz eden Avrupa devletlerinin kendi huzur ve çıkarları namına toplumsal olarak “bir arada yaşama sanatı”nı sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada da geliştirmesi ve teşvik etmesi gerekmektedir. Özgürlükleri savunmayı “tartışmasız” bir ahlaki ve demokratik ilke olarak benimseyen bu ülkeler, her ne hikmetse azınlıkların dinsel inançlarına yönelik tecavüzlerde bu ilkeyi görmezlikten gelebilmektedirler. Unutulmamalıdır ki, her türlü inanca ve kutsal değere saygı, en az özgürlüğü savunmak kadar ahlaki ve demokratik bir ilkedir.
İçinde yaşadığımız seküler ve laik ülkelerde, toplumun bilinçaltına sürekli “İslamofobi” pompalayarak Hıristiyan bilincini canlı tutacağını düşünenler, aslında bir taraftan “Nazizm” türü bir ırkçılık anlayışını yeniden hortlatırken, bir taraftan da bilinçaltında saklı kendi tarihsel önyargı ve korkularını deşifre etmektedirler. Her iki durumda da bir kazanım asla söz konusu olmadığı gibi, bu tür yersiz endişelerle sergilenen reflektif tavırların söz konusu ülkelerin azınlıklarla ilgili entegrasyon politikalarına ciddi zarar verdiği unutulmamalıdır.
Avrupa’nın entelektüelleri ve din adamları, yüzyıllar süren mücadeleler neticesinde kazanılmış olan ve bugün “modern Avrupa kimliği” ile özdeşleşmiş bulunan hak ve özgürlüklerin bir şubesi konumundaki “din ve vicdan özgürlüğü”nü zedeleyecek “ırkçı” söylem, eylem ve girişimleri (Danimarka karikatür krizi; İsviçre minare yasağı; Norveç domuz karikatürü vb.) ters yüz etmeli ve şiddetle kınamalıdır. Dinsel inanç ve değerlere bu türden “adi” saldırıları, özgürlük adına savunmak mümkün değildir. “Vur-kaç” taktiği güden bu tür saldırıları “Efendim, herkes dilediğini yapmakta ve söylemekte özgürdür” mantığıyla savunmak, varsayılan “modern Avrupa” imajına ciddi zararlar vermektedir. Tarih böyle saldırıların ilgili ülke ve toplum menfaatlerine kazanç sağladığını henüz yazmamıştır. Dolayısıyla bu hakaret de bir fayda sağlamayacaktır. Tam tersine farklı kültür ve inançların bir arada yaşaması ve kaynaşması yolunda kat edilen mesafenin sorgulanmasını gündeme getirecek, toplumlar arasında güvensizlik ve şüphelerin yeşermesine neden olacaktır.
Bu bağlamda şu sorunun cevabı da verilmelidir: Özgürlüğü savunmak adına başka dinlerin aşağılanmasına, tahkirine göz yummak, son tahlilde ahlakın böğründe ciddi bir yara açmayacak mıdır? Unutulmamalıdır ki, Bugün bizler, hangi dinden ve hangi kültürden olursak olalım, hayatı, barışı ve tabiatı korumakla yükümlüyüz. Bunların korunması insanın korunması, onun şeref ve haysiyetinin muhafazası, onun fikir ve din hürriyetinin güvence altında olması demektir.
Henüz yorum yazılmadı

Yorum Yaz

Sizde yorum yazın...
Adınız
E-posta
Yorum
 
Aktif Ziyaretçi : 3
Dün Tekil : 67
Bugün Tekil : 31
Toplam Tekil : 138220