Kutlu Ay, Kutlu Doğum

İçinde bulunduğumuz Nisan ayı, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğumunun gerçekleştiği aydır. Bu yıl, Peygamberimizin doğumunun 1439. yılını, Yüce Kitabımız Kur’an-Kerim’in bütün insanlığa indirilmeye başlamasının ise 1400. yılını idrak ediyoruz. Bu sebeple, bu yıl, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “Kur’an Yılı” olarak ilan edildi. 14–20 Nisan tarihleri arasında hem Peygamberimizin doğumunu anmak, hem de Kur’an’ın anlam ve önemini kavramak, anlaşılmasını sağlamak amacıyla Anavatan dâhil, vatandaş ve soydaşlarımızın bulunduğu her yerde çeşitli anma merasimleri ve bilimsel toplantılar icra edildi. Bu iki önemli olayın bir arada kutlanması bu yılki faaliyetlere ayrı bir önem ve güzellik kattı.
 
Bilindiği üzere, Sevgili Peygamberimizi bir ibadet anlayışı içinde mevlitlerle, şiirlerle, naatlarla anmak bizim asırlardır süren bir geleneğimizdir. Bu anma merasimlerinin genç nesiller tarafından daha iyi kavranmasını, Peygamberimizin insanlığa vermek istediği mesajın daha açık bir biçimde anlaşılmasını temin için konferans, panel ve sempozyumlarla bu anma programları zenginleştirilmiştir. Bu çerçevede, Sosyal İşler ve Din Hizmetleri Müşavirliği olarak biz de Malmö, Oslo ve Stockholm’de konferanslar tertipledik. Diyanet İşleri Başkanımız Prof.Dr. Ali Bardakoğlu da Oslo ve Stockholm’deki programlarımıza iştirak edeceklerdi. Ne yazık ki İzlanda’da meydana gelen yanardağ patlamasının külleri buna engel oldu. Ancak Sayın Başkanımız, gelemeseler de bize özel bir konuşma yaptılar ve bunu Oslo’da internet üzerinden halkımıza iletebildik. Bu konuşmayı web sitemize de koyacağız ve arzu edenler oradan dinleyebilirler. Stockholm’de Fittja Ulu Camii Kültür Merkezi’nin açılışını ise gerçekleştiremedik. Sayın Başkanımız en kısa zamanda gelecekleri sözünü verdiler bize; kendilerini sabırsızlıkla bekliyoruz.
 
Müslüman olarak bize miras kalan iki önemli yol gösterici Peygamberimizin Sünneti ve Kur’an-ı Kerim’dir. Bunların birbirlerini tamamlayıcı olduğunu, birbirinin alternatifi olmadığını kesinlikle bilmemiz gerekir. Kur’an-ı Kerim’i okumak ve anlamak her Müslümanın hedefi olmalıdır. Onun anlaşılmayan, bize kapalı gibi gelen hususları, Peygamberimizin sözleriyle, uygulamalarıyla açıklanmıştır. Peki, Kur’an’ı gerçekten anladığımızı nasıl anlarız, fark ederiz? Onu sıradan bir kitabı okuduğumuz gibi okuyamayız. Her bir ayetinde ayrı bir mana, ayrı bir mesaj vardır. Dolayısıyla, okuduğumuz her ayette biraz durup, onun Türkçe anlamını okumalı ve anlamaya çalışmalıyız. Sonuçta, adâb-ı muaşeret adını verdiğimiz, davranışlarımızda bir güzellik, düzelme, değişme, gelişme gerçekleşiyorsa Yüce Kitabımızı hakkıyla okumuşuz demektir. Ama bir düzelme olmuyorsa, insanlarla ilişkilerimizde, kişiliğimizde hala ciddi sorunlar gözleniyorsa, bu okuma eksik veya hatalı bir okumadır. Bu sebeple, onu okumak, onu anlamak ve hayata aktarmak demektir. Uygulama olmaksızın yapılan okuma eyleminin ne kişiye, ne topluma ne de insanlığa bir faydasından söz edilebilir.
 
Diğer taraftan, Kutlu Doğum ile kastedilen şey, bilindiği üzere, Peygamberimizin doğumudur. Bu doğum, karanlık, cehalet ve zulmün hüküm sürdüğü, insani ilişkilerin dibe vurduğu, kölelik ve sömürünün alabildiğine yayıldığı, adaletsizlik ve haydutluğun kol gezdiği bir dünya için kutlu bir kurtuluş müjdesiydi. Ancak bu kutlu doğumu vesile kılarak, Hz. Peygamberi insanüstü bir varlık veya yarı-ilah konumuna yüceltmek, putlaştırmak ya da ilahlaştırmak gibi bir şey asla söz konusu olamaz. Onun doğum gününü kutlamak veya anmak, onun bir insan olarak hayat denen süreci nasıl algıladığını, nasıl yaşadığını, tevhid inancını hayatla nasıl uzlaştırdığını anlamak, kavramak ve uygulamaktır. Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerin Üzeyir’i, Hıristiyanların da İsa’yı Allah’ın oğlu saydıkları ve insanları tanrılaştırdıkları için Allah’ı inkâr ettikleri anlatılmaktadır (Maide, 5/12; Tevbe, 9/20). İslam’ın hiçbir döneminde, hakiki Müslümanlar arasında İslam peygamberi Hz. Muhammed hakkında böyle bir algı veya kabul gerçekleşmemiştir.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hedefi, modern çağda yaşayan modern insana, yani bize ve bizim nesillerimize Kur’an’ın hayata ışık tutacak ilkelerini doğru bir biçimde anlatmak, İslam Peygamberinin hayatını doğru kaynaklarından tanıtmaktır. İşte Kutlu Doğum kutlamaları bu çerçevede algılanmalıdır. Gerçek şu ki, 1989 yılında “Kutlu Doğum” adı altında başlatılan bu faaliyet bugün artık kültürümüze yerleşmiş ve tatlı bir geleneğe dönüşmüştür. Bize düşen bundan azami bir biçimde yararlanmak ve bu vesileyle hayatımıza ve insani ilişkilerimize yeniden bir çeki-düzen vermektir.
 
Bu kısacık hayat serüveninde Kur’an rehberimiz, onun Sevgili Peygamberi de biricik yol arkadaşımız olsun. Sözlerimizi merhum Ali Ulvi Kurucu’nun şu dizesiyle bitirelim:
 
“Ruhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.”
 
 
Prof. Dr.
Adnan Bülent BALOĞLU
Sosyal İşler ve Din İşleri Müşaviri
Henüz yorum yazılmadı

Yorum Yaz

Sizde yorum yazın...
Adınız
E-posta
Yorum
 
Aktif Ziyaretçi : 3
Dün Tekil : 67
Bugün Tekil : 27
Toplam Tekil : 138216