Engizisyondan Gazze’ye

Günümüz modern devletlerinin en belirgin özelliklerinden bir tanesi de, bir dinî ve kültürel çeşitlilik toplumu olmalarıdır. Bu bağlamda, her modern devletin öncelikli görevi dini ve kültürel arka planı ne olursa olsu kendi vatandaşlarına insana yakışır bir hayat standardı sunmaktır. Yeryüzünde “Allah’ın halifesi” konumundaki bireyin insanca yaşayabilmesi için haysiyet ve şerefinin korunması, refah, özgürlük, eşitlik ve adalet haklarının sağlanması gerekir. Bu hakların gasp edilmesi, o kişinin, kendi ülkesinde dahi olsa esaret altında yaşaması anlamına gelir. Bugün Gazzeliler esaret altındadırlar. Onların etrafına kilometrelerce uzunluğunda esaret duvarı ören, abluka altına alan, onları adeta ölümle baş başa bırakan İsrail’in modern ve çağdaş bir devlet olarak anılmayacağı ise aşikârdır.
 
Dahası, kuşatma altındaki Gazze’ye yardım için yola çıkan gemilere hem de uluslar arası sularda İsrail ordusunun silahlı saldırısını üzüntü ve dehşetle izledik. Bu insanlık adına bir utanç tablosu idi ve maalesef olabilecek en kötü senaryoyla sonuçlandı. Bu olay hiç şüphesiz İsrail devleti namına kara bir leke olarak tarihe kazınmıştır ve unutulması mümkün değildir. 1940’larda Hitler Almanya’sının kendilerine yaptıklarından ders çıkarmayan Yahudiler, şimdi aynı şeyi Filistin ve Gazze’deki Müslüman Araplara yapmaktadırlar. Düne kadar her fırsatta kendilerini “mazlum” gösterenler, bugün “zalim” rolüne soyunmuş durumdadırlar.
 
Muhtaca yardım etmek erdemlerin en büyüklerindendir. Muhtaca yardımı engellemek ise en büyük erdemsizliklerdendir. Vicdan ve erdem sahibi olan hiçbir kimse Gazze’den yükselen çığlıklara kulaklarını tıkayamazdı. Hangi dinden, hangi milletten olunursa olunsun, böyle bir zulme daha fazla sessiz kalınamazdı. Nitekim Müslümanı, Hıristiyanı ve hatta insaf sahibi Yahudisi bir araya geldi ve Gazze’nin yardımına koştu ve fakat silahla durduruldu. Yardıma koşanlar arasında her zaman olduğu gibi bizim insanımız çoğunluktaydı ve maalesef silahlı saldırıya uğrayanlar da onlar oldular. Bu hain saldırıda hayatını kaybeden kahraman yardım gönüllülerine Allah’tan rahmet diliyorum. Bu uğurda hayatlarını feda ettiler, mekânları cennet olsun.
 
Tarihte İsrailoğulları yani Yahudiler, toplum olarak kendilerine defalarca, hem de kendi içlerinden peygamber gönderilmiş bir kavimdir. Allah, Eski Mısır'da Firavun’un baskı ve zulmü altında inleyen Yahudilere Hz. Musa’yı göndermiş ve kurtarmıştır. İsrailoğulları, bir lütuf ve ihsan olarak, Hz. Musa'ya indirilen Tevrat’la Allah’ın dinine davet edilmişlerdir. Onlara Hz. Musa'dan sonra da pek çok peygamber gönderildiği halde, itaatsizlik ve isyan alışkanlığından vazgeçmemişler, hatta Allah'a verdikleri sadakat ahdini bozarak Tevrat'ı kendi menfaatleri doğrultusunda tahrif etmişler ve neticede lanetlenmişlerdir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’in Maide suresinin 12–13. ayetlerinde açıkça dile getirilir: “…Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.”
 
Yahudilerin, Firavunun zulmünden sonra uğradıkları bir başka zulüm, İspanya kraliçesi İsabella'nın 31 Mart 1492 tarihinde tüm Yahudilerin ülkeden kovulmaları için çıkardığı fermanla başlar. İspanya'yı terk etmek zorunda kalan yaklaşık 300 bin Yahudiyi hiçbir ülke kabul etmez. Bu zor anlarında onlara kapısını açan sadece Osmanlı İmparatorluğu olur. Dönemin Osmanlı Sultanı II. Bayezid, engizisyondan kaçan Yahudilerin iyi karşılanmalarını ister ve onlara zarar verenlerin idamla cezalandırılacaklarını duyurur.
 
Bu defa Yahudiler 1939–45 yılları arasında Nazi Almanyası’nın hışmına uğramışlar ve belki de kendi tarihlerinin en kötü, en talihsiz anlarını yaşamak zorunda kalmışlardır.
 
Tarihte başından bu kadar kötü tecrübe geçen bir milletin şimdi Filistin’de yaptıklarını anlamak mümkün değildir. Hele Gazze’de abluka altında ölüm-kalım mücadelesi veren Filistinlilere yardım için gönderilen gemileri kanlı bir biçimde durdurmalarını anlamak ise hiç mümkün değildir. Bir zamanlar Nazilerin, toplama kamplarında kendilerine yaptıklarını şimdi onlar Gazze’de Filistinlilere yapmaktadırlar.
 
Tarih tekerrürden ibaretse, bu zulüm onların yanına kalmayacaktır. Zalim her toplum kendi zulmünde boğulmaya mahkûmdur. Bugün zulme çanak tutanların, pervasızca zulüm işleyenlerin, yarın hesap tersine döndüğünde adalet ve merhamet dileme şansları olmayacaktır.
 
Bizim sadece Müslüman olarak değil, aynı zamanda bir insan olarak bu zulme sessiz kalmamız asla söz konusu olamaz. Zira zalimin zulmüne sessiz kalmak, bir anlamda onu desteklemek ve teşvik etmek anlamına gelir. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur: "Sizden biri bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle nefret etsin, lanetlesin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir." (Tirmizi, Fiten, 11).
 
Bu vesileyle, İskenderun Deniz İkmal Komutanlığına yapılan kalleş saldırıda şehit düşen askerlerimize de Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Hepimizin de başı sağ olsun. Hiç şüphe yok ki şehitlerimiz şu ayetle müjdelenenler sınıfına dâhil olmuşlardır: “Sen Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma, bilakis onlar Allah katında diridirler; O’nun nimetine nail olmaktadırlar.” (Al-i İmran, 169; yine bkz.: Bakara, 154)
 
                  Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU
                Sosyal İşler ve Din Hizmetleri Müşaviri     
Henüz yorum yazılmadı

Yorum Yaz

Sizde yorum yazın...
Adınız
E-posta
Yorum
 
Aktif Ziyaretçi : 2
Dün Tekil : 67
Bugün Tekil : 29
Toplam Tekil : 138218